Keşke Kadın Olsam | Kitap İncelemesi

İlk kitap incelemesiyle karşınızdayım ! Birkaç gün önce okuduğum Aykut Oğut’un “Keşke Kadın Olsam” kitabını sizlerle paylaşmak istiyorum. Kitap bana Tam senin düşüncelerin, kesinlikle okumalısın okuyunca hayran kalacaksın, eminim! denerek tavsiye edildi. Kitabı okudum. Kitaba başlarken hayran kalıp gücümle gurur duyacağımı zannediyordum. Bittiğinde hissettiklerim, hissetmeyi istediğim duygular değildi. Etrafımdaki kişilere kitabı anlattığım zaman ne yazık ki istediğim tepkiyle karşılaşamadım. Pek açıklayıcı olmadı değil mi, hadi daha açıklayıcı olayım.

Öncelikle kitabın tanıtım yazısını paylaşayım :

Sevgili kadınlar!
Erkeklerle ASLA eşit olamazsınız
Çünkü asıl GÜÇLÜ olan sizsiniz! 
İçinizdeki tanrıçayı uyandırma vakti geldi!

Bugüne kadar hep süregelen bir tartışma vardır:
Kadınlarla erkekler eşit midir? Eşit olmalı mıdır?
Sevgili kadınlar!
Bir erkek olarak size şunu söylemek zorundayım: 

Erkeklerle ASLA eşit OLAMAZSINIZ!

En büyük hatanız bizimle eşit olmaya çalışmak!
Çok çabalarsanız eşit olmayı becerebilir misiniz?
Elbette becerebilirsiniz AMA kendinizden, gücünüzden vazgeçerek becerebilirsiniz bunu!
Erkekle EŞİT olmak için VAROLUŞ çıtanızı alçaltmanız, daha aşağı inmeniz gerekiyor.
Eşitlik mi istiyorsunuz?
Siz bilirsiniz!

Bu yazıyı okuyunca ” Vay be, bak ne diyor adam! ” diye düşünmedim tabii ki. Beni rahatsız eden kelimelerin bir arada bulunduğu bir yazı vardı karşımda. Tanıtım yazısı böyle olan bir kitabın içeriği nasıldır acaba diye düşünmeden edemedim ve kitaba başladım. Yazar ilk başta kendi gördüğü güçlü kadın profilinden bahsediyor, annesinden. Dolayısıyla kendi yetişme şeklini anlatıyor. Kitap ilerledikçe birlikte çalıştığı öğrencilerinden bahsediyor. Profiller değişiyor ama ana tema aynı. Zengin kadın, güzel kadın, başarılı kadın, güçlü kadın… Kadın figürler hayatlarının ilk dönemlerinde bu özellikleri taşırken, ilişkileri olduğu zaman afallamaya başlıyor. Karşılarındaki erkeğin hayatına ve özelliklerine göre kendilerini yeniden şekillendirmeye çalışırken benliklerini kaybediyor ve istemedikleri bir hayatın ortasında özgüvensiz bir halde buluveriyorlar kendilerini. Kadın ne kadar başarılı da olsa, kariyeri de olsa sonuç hep hüsran. İlişkisi olduğu anda kaybediyor kendini. Yazarımızın annesinin karakteri hayran kalınası bir karakter. Gücü de yaptıkları da insanın ayrı ayrı hoşuna gidiyor ta ki yeniden evlenene kadar. Evlilik sonrası anne ile öncesindeki anne arasında dağlar kadar fark var. Böylesine güçlü bir kadının bile bu hale düşmesi oldukça üzücü.

Yazarın kitapta dediklerini şu şekilde özetleyebilirim : ” Sevgili kadınlar, sizler özgürsünüz. Kimseye bağlı değilsiniz ve olmamalısınız da. Sizin gücünüzü kimse elinizden alamaz. İlişkileriniz size zindan olmamalı. Karşınızdaki erkek sizin hayat arkadaşınız olmalı, hayat bekçiniz değil, gücünüzü elinizden alan kişi de değil.”  Aslında kitap bundan ibaret ama kadının güçlü olduğuna ikna etmek için o kadar çok şey söylenmiş ki … Örnek verecek olursam;

  • Çünkü hiç kimse, hiçbir erkek, bir kadının gücünü elinden alamaz. (112. sayfa)
  • Kendiniz olamazsanız, bir başkası olmak zorundasınız ve hiçbirimiz başkası olmak için yaratılmadık. (120. sayfa)
  • Gerçek sevgi; sevdiğiniz kadının özgürlüğüne el uzatmamaktır. (161. sayfa)
  • Kaba kuvvet, bağırma çağırma ile aşkın en ufak bir ilgisi yoktur. (177. sayfa)

Son sayfalara yaklaşırken de yazar Hayır ! demenin kötü bir şey olmadığını söylüyor. Ee, bunun neresi kötü, adam doğruları söylemiş diyor olabilirsiniz. Kötü olan, bunların söylenmiş olması. Bunların denmesine ihtiyaç varmış ki yazarımız bu kitabı kaleme almış. Sen güçlüsün, sen insansın, sen kadınsın, senin de kendi isteklerin olabilir, kimsenin hayatını yaşamak zorunda değilsin demiş. Böyle bir şeye ihtiyaç duyulmuş olması işin üzücü kısmı işte. İnsanlar yemek yer, uyur demek kadar normal ve dillendirilmesine gerek olmayan bir konu hakkında kocaman bir kitap yazılmasına ihtiyaç duyulmuş. Kadınlar özgürsünüz, kimseye bağımlı değilsiniz, kimse sizi üzemez, kendi ayaklarınız üzerinde durabilirsiniz denmiş kitapta. Kendiniz olun, sizi kimse değiştiremez denmiş. Kaba kuvveti hala aşk zannedenler varmış ki bunun aşk olmadığı yazılmış. İsteklerinizi kimse için değiştirmeyin, hayır diyebilirsiniz evet demek zorunda değilsiniz denmiş.

Bizi kim bu hale getirdi ? İnsanlığımızdan niye vazgeçmemiz istendi ? Ve en kötüsü neden bunları kabul ettik ? Neden gücümüzden vazgeçip de bunları kabul ettik ?

  • Gündelik hayatta kendimizden bu kadar taviz verdik sonra da yollara döküldük Eşit işe eşit para diye. Aynı işi yapıp da erkeklerden daha az paralara çalıştık. Çalışabiliyoruz ya buna şükür deyip hakkımızı aramadık. İşverenlerin de işine geldi bu durum, ceplerinden daha az para çıkıyordu! Ben hakkımı aramam, istediğiniz eşitsizliği yapabilirsiniz dedik, evet kendimiz dedik.
  • İlişkimiz olunca kendimizden vazgeçtik, ben önemli değilim önemli olan sensin dedik. Sonra da hayatından mutlu olmayan binlerce kadın çıktı ortaya, seviyorum ama mutlu değilim diyen. Kendimizden vazgeçtiğimiz için de hiçbir şeyden zevk alamaz hale geldik.
  • Kadın başıma ben mi yapayım sen yapabilirsin dedik. Sonra da Neden başarılı kadın sayısı çok az, kadınların desteklenmesi lazım, kahrolsun erkek egemenliği! diye avazımız çıktığı kadar bağırdık. Evet yine kendi elimizle ettik ve cezamızı hemen bulduk da.

Bu maddeler ne yazık ki böylece devam ediyor. Eski zamanlarda dünyanın böyle bir yer olduğunu düşünmüyorum. Toplumumuz her zaman erkek egemen bir millet değildi. Böyle olsaydı eğer Tomris Hatunun da Dilşad Hatunun da adını bilmiyor olurduk. Tarihe bu güçlü kadınların adı geçmemiş olurdu. Hanım kelimesi sözlükte ayrı bir anlam taşımıyor olurdu. Kırılma noktamızı da Tomris Hatun ile Atatürk zamanı arasında bir yerlerde yaşamışız. Her yerde olduğu gibi Atatürk yetişmiş imdadımıza. Yetişmiş de gelip kanadı kırılmış bir sürü kadına haklarını geri vermiş. Bunlar sizin hakkınız, sahip çıkın demiş. Sahip çıkmışlar da Sabiha Gökçenlerimiz, Sıdıka Avarlarımız yetişmiş. Ama sonraki tüketmeyi seven X, Y, Z kuşakları olarak gelmişiz, hakkımızı da tüketmişiz, kıymetini bilmeyip geri tepmişiz. Çalışma, üretme, kendimiz olma haklarımızı geri tepip başka kişilere bel bağlamışız. Sonra da kişisel tatmin yaşayamayıp mutlu değilim diye ağlamışız.

Bunlara bakınca toplumdan önce kendimizi sorgulamamız gerekiyor diye düşünüyorum. Kendimizi sorgulayalım, güçlü olduğumuzu kabul edip hem kendimize hem ülkemize katkı sağlayalım. Bunları yapınca toplum bize zaten laf edemez, EDEMEZ. Kadınlar, kendimize önce kendimiz saygı duyalım ki diğer insanlar da bize saygı duysunlar. Bunu yaptığımız zaman yukarıdaki sorunların büyük ölçüde azalacağını düşünüyorum. Güçlü yarınlar için güçlü kadınlar gerekiyor. Kendi değerimizin ve gücümüzün farkına varıp da saygı duymamız dileğiyle …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir