İstanbul Teknik Üniversitesinde Makina Mühendisliği Okumak

Merhaba ben İTÜ Makina Mühendisliği 2.sınıf öğrencisi Ruveyda. Bu yazıda sizlere sık sık karşılaştığım “Neden Makina?” sorusunu cevaplayacağım, okulum ve bölümümle ilgili kendi yorumlarımı paylaşacağım.
Kendimi bildim bileli mühendis olmak istiyorum. Çocukken bazen bu fikirlerim yazarlık, ressam olmak, doktor olmak gibi farklı alanlara kayma gösterse de her zaman sabit olan mühendislik isteğim vardı. Vidalar, cıvata, somun iki yaşımdan beri ilgimi çekmiştir. Beşiğimi bir buçuk iki yaşlarında tamamen söküp parçalamışım. İlkokul ve lisede de Tübitak yarışmaları ve çeşitli mekanik yarışmaları için proje üretmeyi seviyordum. Üniversite sınavına girmeden bir kaç hafta önce de yakın arkadaşlarımdan birini arayıp kesin olarak İTÜ Makina Mühendisliğini istediğimi anlatmıştım. Sınav sonrası da aynı fikirdeydim. Tercih dönemi tıp okuma baskıları dışında bir zorluk yaşamadım. İlk tercihimdi ve çok şükür buradayım. Tıp fakültesine ve doktorluğa çok büyük bir saygım olmakla beraber benim mizacımdan çok çok uzak bir meslek olması ve makina mühendisliğine karşı çocukluktan gelen ilgim beni bu tercihe yönlendirdi. Sanırım “Neden Makina?” sorusunu cevaplandırmış oluyorum.
İTÜ ve Makina Fakültesine gelecek olursam; İTÜ gerçekten çok köklü bir okul. İstanbul’un en önemli ve en merkezi yerlerinde bulunan kampüslerine ilk girdiğiniz anda da 1773 de kurulmuş bir dünyanın havasını hissedebiliyorsunuz. Beş ayrı kampüsü var;
Maslak, ana kampüs. İçerisinde fakültelerin çoğunu, yurtları, laboratuvarları, spor tesislerini, Süleyman Demirel Kültür Merkezi’ni, İstanbul’un en büyük ve müthiş kampüs manzaralı Mustafa İnan Kütüphanesi’ni barındırıyor. En yeni kampüsümüz Ayazağa mahallesindeki Maslak kampüsü.
Maçka, işletme, hazırlık ve endüstri mühendisliklerinin içinde bulunduğu kampüs. Hazırlık okuyan herkesin içinde bulunduğu taş binalar. Nişantaşı’nın hemen yanında, Maçka parkının karşısında.
Taşkışla, boğaz manzaralı, okulumuzun en zarif kampüsü. Zarifliği sebebiyle mimarlık, endüstriyel tasarım, çevre ve şehircilik gibi bölümleri içerisinde barındırıyor. Maçka ve Gümüşsuyu kampüsleri arasında tepenin tam da boğazı gören en güzel yerinde, okumasa dahi tüm İTÜ’lülerin ziyaret ettiği bir kampüs.
Tuzla, şehre uzak orada ne olduğunu tam bilmediğimiz, gidenleri bir daha görmediğimiz bir kampüs. Gemi ve deniz işletme bölümleri orada Karadeniz sularında derslerini görüyorlar.
Kendi kampüsümü en sona  bıraktım. Gümüşsuyu kampüsü. Makina, imalat ve tekstil tasarım kampüsü. Torna, siensi tezgahlarında metal talaşı kaldırma, diş açma derslerinin yapıldığı atölyeleriyle, çeşitli kaynak uygulamalarının döküm uygulamalarının gerçekleştirildiği, malzeme dayanım testlerinin yapıldığı laboratuvarlarıyla karanlık, hafif sanayi yağı kokulu, bitkin öğrenci çoğunluklu bir kampüs.
Makinayı çok sevmekle birlikte gerçekten istemeyerek gelen biri için çileden başka tarifinin olmadığı bir bölüm. İTÜ çok köklü bir üniversite olmasının yanında gereksiz ve aşırı bir zorluğu da barındırıyor. Makina da bu konuda biraz fazla ünlü bir bölüm. Bölüm birincilerinin dahi 3.50 ortalamayı geçememesi bazı durumlarda çok büyük dezavantajlara sebep oluyor kesinlikle. Yurt dışında ünlü en iyi üniversitelerde yüksek lisans için ortalama sebebiyle kabul almanız pek mümkün değil. İTÜ’de başka bir kaç bölümde de bu sıkıntı var ama makinada hocaların çatlasan da yüksek not vermemesiyle bu durum devamlı bir sıkıntı halinde.
Sadece zorluk ortalama sıkıntısı da değil. Yoğunluk asla bitmiyor. Derslerin çoğu proje dersi. Her dersin haftalık quizi, ödevi, raporu, iki ya da üç vizesi oluyor. Vize haftası diye bir durum yok o yüzden. Yıl boyu her hafta bir iki vizeniz oluyor genelde. Özellikle bazı haftalarda aynı gün içerisinde iki üç vize koymayı çok sevdikleri söylenebilir. Yıl boyu uykusuz, koşuşturma halinde ve halsiz düşüyorsunuz. Her dersin ayrı ayrı zahmeti oluyor ve haftanın her günü sabah akşam derslerle dolu oluyor. Boş gün diye bir şey makina için imkansız.
Bazı derslerden kısaca bahsedeyim; Makinanın vazgeçilmezi teknik resimi anlatmadan olmaz. İlk dönem elde A3 kağıtlarına çeşit çeşit cetvel, gönye, pergel  ,0.5-0.3 kalem türleriyle çin işkencesi misali makina parçalarının önden- sağdan – üstten çizimi. Çizim dediysem normal bir çizim değil.yüzlerce teknik kuralı olan çizim. Ve makina parçasını düşününce üzerinde inde vidalar, vida delikleri, kanallar, valfler, kamalar, kama kanalları, sübaplar… Her şeyin üzerindeki en minik girinti çıkıntıyı dahi iki boyutlu halde düşünmek ve ilgili bölüme kağıda asla kalem izi bırakmadan 0.5-1 mm hassasiyette çizimler yapmak. Dersin her hafta 2-3 saat uygulama sınavı oluyor, dönem boyunca dört tane ağır ödevi, üç vizesi ve bir finali oluyor. Bu kadar emeğe, zahmete rağmen geçmek zor yüksek notla geçmek büyük büyük bir azmin sonucu. Onun dışında fizik ve matematiğe doyacağınız bol bol ders var. İntegralin türevin her türlüsünü her derste doyasıya görüyorsunuz. Malzeme, termodinamik, ısı derslerinde makina parçalarının kimyasını en ince ayrıntısına kadar öğrenmek zorunda kalıyorsunuz. Hocalarımızın deyimiyle konjüktür mühendis oluyorsunuz. Yani her şeyi bilen mühendis. O yüzden eğer mühendisliğin özel olarak uçak, mekatronik gibi bir alan istiyorsanız makina tercih etmenizi önermem. Mekaniği kapsayabilecek her türlü alanın dersi var.
Tabi bir büyük sıkıntı daha var ki asıl onu aşmadan dersler kısmına geçemiyorsunuz. Ders seçimi. Okulun kontenjanı her geçen sene artıyor ve derslik sayısı aynı. Mühendis olmadan da bu durumda bir tersliğin olduğu belli oluyor. Hocaların dersler için açtığı kontenjan yetmiyor ve çoğu dersi alamıyoruz. Ders seçim günü derslerin açılmasıyla kıyasıya mücadele başlıyor. İlk üç dakikada tüm kontenjanlar doluyor ve İTÜ sis çöküyor. Sonra artık dersi alamayan çoğu öğrenci için durum çok vahim. Makinada neredeyse her ders birbirini bağladığı için sonraki dönemlerde de ders alması çileye dönüşüyor. Haliyle okul bu sebepten de uzuyor. Yedinci senesinde hala okulda çabalayan arkadaşlar da mevcut.
Dersler dışında kulüp etkinlikleri çok fazla. Aklınıza gelebilecek her alanın kulübü var belki de. Eğer bulamadığınız bir kulüp varsa kendiniz açabilirsiniz. Tabi bizim okulda bürokrasi hiç kolay değil. Köklü bir okul ama bunun büyük sıkıntıları da var. Okul, öğrencileri düşünerek iş yapmıyor. Sürekli bir çok konuda mağdur oluyoruz.
Kulüpler konusunda değinmişken mühendis olmak demek ömür boyunca devamlı aktif olmak, sürekli kendini geliştirmek demek. Yapabildiğiniz kadar projeye katılmak, bürokratik tüm işlerle uğraşmak, her şeyi yetiştirmek zorundasınız. Bunları iyi bir mühendis olmak için değil iş bulabilmek için yapmanız gerekiyor. İyi bir mühendis olmak bunun da ötesinde. Gerçekten tüm hayatınızı kendinize çok çok az vakit ayırarak mühendislik yapmak için geçirmek istemiyorsanız mühendislik sizi hayattan soğutacak bir meslek olabilir. Geldiğine çok pişman olan arkadaşlarım az değil. Tabi ille de ben mühendis olmak istiyorum. Bu benim mizacım diyorsanız bir şekilde halledebilirsiniz her şeyi.
Son olarak İstanbul’da okumanın avantaj ve dezavantajlarına değineyim. İstanbul gerçekten Türkiye içinde yapabileceğiniz her türlü işin, bütün etkinliklerin içinde bulunduğu bir şehir. Her ne kadar İTÜ’lü bir öğrencinin İstanbul’dan yeterince faydalanma zamanı olmasa da ( makinada sınavlar genelde 18.00 ‘den sonra ve hafta sonları da olabiliyor) İstanbul’ da okumanın faydaları çok fazla. Zararları da tabii ki kalabalık, trafik ,hayat çok çok pahalı ve hatta devlet okulu olmasına rağmen bizim okul özel üniversiteleri dahi geçen bir pahalılığa sahip.
Yazımı bitirirken, çok çok zahmetli olmasına rağmen tekrar tercih formunu doldursam yine ilk sıraya İTÜ Makina yazardım. Sevgiler!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir